ABD ve İSRAİL KARŞISINDA SAVAŞAN LÜBNAN
ABD'nin 11 Eylül'den sonra önce Afganistan'da ve ardından Irak'ta uyguladığı işgal politikaları, İsrail gibi ülkelerin elini güçlendiriyor.
ABD'nin Irak'ı silahsızlandırma bahanesiyle başlattığı işgal, İsrail'in Hizbullah'ı silahsızlandırma bahanesiyle Lübnan'ı yerle bir etmesini kolaylaştırıyor.
Lübnan nüfusunun dörtte birinin evlerini terk etmek zorunda bırakılarak kendi ülkelerinde mülteci durumuna düşürülmesinin ve uluslararası örgütlerin bunlara göz yumarak bu suça ortaklık etmelerinin karşısında İsrail saldırılarının başladığı ilk günden bu yana devam eden sivil direniş devam ediyor.
Savaş suçluları, elinizi Filistin halkından, Lübnan halkından, Irak halkından çekin!
Bush ve Blair, Lübnan’a barış gücü gönderilmesini istiyorlar ve Türkiye’nin de bu gücün içinde yer almasını istiyorlar. Irak savaşında Irak’a da demokrasiyi götüreceklerini iddia eden bu iki savaş suçlusu lider bu sefer de barış kavramının içini boşaltıp barışı işgal ve zulümmüş gibi Lübnan’da da uygulamaya başladılar.
Lübnan’da barış gücü Lübnan halkıdır ve bu haksız işgale tüm güçleriyle direnenlerdir. Irak işgalinden beri, ABD’nin uyguladığı bu işgal politikalı karşısında sessiz kalan Birleşmiş Milletler de NATO da barış gücü olarak adlandırılamaz. Bu kurumlar günümüzde artık sadece Bush ve Blair’ın birer uşağıdır.
Ve ayrıca iktidarın politikasını da eleştirmememiz gerekir; Halkın Lübnan’da yaşanan vahşete duyduğu öfkeyi sömürüp halkın duygularıyla oynamayın. Ateşkes olsun ya da olmasın, Türkiye’nin Lübnan’a göndermesi gereken tek şey, halkın barış duygularıdır, ekmektir, sağlık yardımıdır, çadırdır, insanlıktır!
Ortadoğu’da önemli bir konuma ve güce sahip olan bir ülke olarak eğer gerçekten barışı istiyorsak, İsrail’le tüm askeri ve siyasi anlaşmaları iptal etmeliyiz!
Gerçekten barış istiyorsak, İncirlik üssünü ABD’ye kapatıp, ABD uçaklarının İncirlik’ten havalanıp, Iraklılara ölüm taşımasına engel olmalıyız!
BM’nin hazırlamış olduğu ateşkes kararını hem Lübnan hem de İsrail onayladı bunun sebebi ise ateşkesin maddelerinin kelime oyunlarıyla İsrail’in işgalinin devam etmesini sağlarken diğer taraftan da Hizbullah’ı ortadan kaldırmaktır. Yani aslında bu da ABD, İsrail ve diğer ortaklarının BM aracılığıyla oynamış olduğu yeni bir oyundur.Evet, başta ABD olmak üzere bütün dış güçlerin de desteğiyle boş bir sebep yüzünden insanlara ırakta yaşattığı vahşet bu gün tüm hızıyla Lübnan’da devam ediyor. İsrail sanki dünyanın kurucusu gibi sivil, asker demeden kan dökmeye devam ediyor ve kimse de dur diyemiyor. Buna ülkemizde dâhil olmak üzere tüm dünya seyirci kalıyor ve bunu üzülerek söylüyorum bir avuç İsraillin elinde kum tanesi gibi dökülüyoruz. Burada dikkat çeken birçok şey var ama iki tanesi çok önemli birincisi vahşetin yaşandığı iki ülkede Müslüman bu insanın aklına bu vahşetin devam edebileceğini getiriyor. İkincisi bir avuç İsraillin arkasında nasıl bir güç var ki dünya karşısında susuyor. Buda insanın aklına! Acaba bu vahşete karşı çıkanlar aslında İsraillin yanında mı yer alıyorlar sorusunu getiriyor. Sıra Türkiye'ye de gelebilir tabi belki bu diğerleri kadar kolay olmaz ama başımıza gelebilecek birey. Daha dün ırakta vahşet yaratıp çocuk öldüren köpekler şimdi barış varisi kesildiler başımıza bu hangi planı parçasıdır bilinmez ama gidişatın iyi olmadığı belli.
İsrail'in Lübnan, Gazze ve kısmen de Batı Şeria'daki saldırganlığı sürüyor.
Öte yandan, Hizbullah da attığı roketlerle İsrail'in kuzey kesimlerini vuruyor, ölümlere yol açıyor.
Görünüşte İsrail, Lübnan'da Hizbullah'la savaşıyor gibi duruyor. Tabii Hizbullah'ı vurayım derken Lübnan'ı yerle bir ediyor, daha yeni yeni hayat bulmaya başlamış olan Beyrut'u yıkıyor.
Geçen gün de yazdım, Lübnan'ın altyapısı yok ediliyor, köprüler yıkılıyor, limanlar bombalanıyor. Bu zavallı ülke daha çok çekeceğe benziyor.
1973'ten beri bir Arap-İsrail savaşı yaşanmıyor. Aslında son büyük savaş 1967'de yaşandı. Suriye ve Mısır birlikte İsrail'e saldırdılar, bu savaşta Mısır Sina Yarımadası'nı, Suriye ise Golan Tepeleri'ni kaybetti. Filistin topraklarının çoğu da işgal altında kaldı.
O tarihlerden beri Arap ülkeleri İsrail'le doğrudan savaşmak yerine çeşitli milis gruplarını destekleyerek İsrail'i yıpratmaya çalışıyorlar. Son örnek Hizbullah'ın arkasında Suriye ve İran var.
Eğer Suriye'yi çok ciddiye almayacaksak, Hizbullah'ı asıl besleyen gücün İran olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Zaten İran da bunu inkâr etmiyor, resmen doğrulamasalar bile pek çok İranlı yetkilinin Hizbullah'a silah gönderdiklerini özel konuşmalarda söyledikleri biliniyor.
Nitekim, İsrail'in kuzeydeki yerleşimlerinin artık güvende olmadığını, füze saldırılarının süreceğini ilk ilan edenlerden biri İran'ın dini lideri Ali Hamaney oldu zaten.
İsrail'in ölçüsüzlüğü ve Hizbullah'a karşı bütün Lübnan halkını kolektif biçimde cezalandırması haklı olarak tepki çekiyor. Üstelik, bütün bu saldırıların Hizbullah'ı bırakın yok etmeyi sahiden gerileteceği de gayet şüpheli bir durum.
Ancak Hizbullah tehdidinin İsrail açısından son derece ciddi bir tehdit olduğunu da unutmamak gerek. Geçmiş gösterdi, İsrail böyle bir tehditle sakince yaşayamaz, o tehditle mutlaka yüzleşir.
Şimdi anlaşılan Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice bölgeye geldiğinde bir 'güvenlik bölgesi' yaratılmasını teklif edecek. Bu bölge de herhalde Lübnan topraklarında olacak.
Geçen gün yazdım, İsrail Lübnan işgalini bitirmenin doğru bir karar olup olmadığını tartışmaya başlayacak diye, gerçekten başladılar bu tartışmaya. Umalım ki yeniden işgal olmasın, İsrail kendi güvenlik bölgesini kendi gücüyle oluşturmaya çalışmasın.
İsrail'in bu son saldırısında ilan ettiği hedeflerle uygulamaları arasında ciddi bir çelişki var aslında. İsrail, Lübnan'dan sınıra düzenli orduyu yerleştirmesini ve Hizbullah'ı etkisizleştirmesini istiyor ama bu arada saldırılarıyla Lübnan ordusunu da vuruyor, Lübnan'ın demokratik yollarla seçilmiş hükümetini güçsüzleştiriyor.
İsrail'i savunmaya imkân yok ama elbette burada Hizbullah'ı savunmaya da imkân yok. Hizbullah, İran ve Suriye'nin Lübnan'daki kolu olarak bölgeyi istikrarsızlaştırmaya çalışan bir örgüt. Ve bu iki ülkenin desteği sayesinde hayli ileri teknolojili silahları da kullanan bir terörist gerilla örgütü. Ortadoğu'daki pek çok terörist örgüt gibi onun da siyasi kanadı var ve bu kanat halktan ciddi destek görüyor. Ancak bu destek, Hizbullah'ın devlet içinde devlet haline gelmiş bir örgüt olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Şimdi İsrail, Lübnan'ı yakıp yıkarak ve olağanüstü sivil ölümlerine göz yumarak bu ülkeyi belki de tamamen İran ve Suriye'nin eline itiyor. Lübnan'ın istikrarlı bir ülke haline gelmesine yönelik Batı stratejisini de öldürüyor bu arada.
0 yorum:
Yorum Gönder